Murat Çeşmecioğlu

Kişisel Web Sitesi

Berlin KaplanıGeçen çarşamba günü Fatma ile Ata Demirer’in Berlin Kaplanı filmine gittik. Biraz meraktan biraz da başka doğru düzgün film olmamasından dolayı gitmiştik. Hazır gitmişken izlenimlerimi yazmadan edemedim.

İlk başka “güleriz, eğleniriz” diye düşünmüştüm ama filmdeki espriler Ata Demirer’den beklenilmeyecek kadar azdı. Ata Demirer diyince aklıma komedi geliyor ama sadece 3-4 sahnede güldüm. Film sıkıcı değildi ama basit bir konusu olduğunu düşünüyorum. Almanyalı bir boksör borca giriyor. Tam bu anda Türkiye’de bir tatil köyüne ortak olduğunu öğreniyor. Türkiyeye gelince bir kıza aşık oluyor…

Yan oyuncularda filmi çok fazla götürememiş bence. Herşey Ata Demirer’in üstüne kalmış. Belki başka yan oyuncularla daha farklı bir yapım ortaya çıkabilirdi. Almanyadaki sahneleri başarılıydı. Almancı taklidi de tam oturmuştu. Oraların havasını seyirciye veriyordu.

Sonuçta vakit geçirmek için gidilebilecek bir film ama çok fazla birşey beklememek gerekiyor.

http://www.berlinkaplani.com

Türk yapımı filmlere biraz mesafeli davranıyorum ama bu aralar gitmek istediğim filmler listesinde türk yapımları çoğunlukta:

  • Kimsin sen?
  • Süpertürk
  • Hayalet Sürücü 2: İntikam Ateşi

14 Şubat Sevgililer GünüBir 14 Şubat’ı da böylece geçirmiş olduk. Herkesin sevgililer günü kutlu olsun. Güzel bir gün ve güzel bir film ile kutladık :)

Kübra ile buluşup Tron Efsanesi adlı filme gittik. Bilim-kurgu sever olduğumuz için büyük bir keyif aldık. Sevgililer günü olduğu halde sinema bomboştu.

Filmde bazı noktalara pek fazla değinilmeden geçmiş ama genel itibariyle hikaye, müzikleri efektleri harikaydı. Biz girmeden önce kaç boyutlu olduğuna bile bakmamıştık. Girerken gözlük dağıttıklarını görünce “aaa 3 boyutluymuş” dedik.

3 boyutlu olmasını beğenenler kadar beğenmeyenler de olmuş. Biz beğenenlerin tarafındaydık. Tabiki tüm film 3 boyutlu değildi, bazı sahneler ve 2 boyutlu olan kısımlar gözlükle izlenebilecek hale getirilmişti. 3 boyutta gerçekten de üstünüze gelen cisimleri görüyorsunuz.

Eve gittiğimde 1982 yapımının fragmanını seyretmeye kalktım. Dönemin imkanlarıyla çekilen güzel bir film olabilir ama 2010 teknolojisiyle başa çıkamaz. Hatta eski yapımında yarış sahneleri bilgisayarlı ve 3 boyutlu olarak hazırlanmış. Bu bile o yıllar için büyük bir başarı.

Salondan çıkışta hatıra kalsın diye gözlükleri de aldık :)

Pazartesi günü öğleden sonra Özlem’le buluşup gecenin bi körüne kadar statik çalıştık. Bence gayet verimli bir ders çalışma oldu :) Giderken Prince of Persia: The Forgotten Sands oyununu indirmeye başlamıştım. Eve geldiğimde bitmişti.

Salı günü statik sınavına girdim. Çıktığımde en düşük 60 en yüksek 90 bekliyordum. Bu dersi geçememe gibi bir şansım yoktu zaten.

Çarşamba günüm yoğundu. Doktor kontrolleri ve alışveriş ile geçti günüm. Kendime çok güzel bir takım elbise aldım. Akşamüstüde yeni gözlüğümün siparişini verdim. Saçlarımı kestirdim. :)

Perşembe günü karşıya geçip Kübra’nın cdlerini götürdüm. Ordan Kabataş’a geçtim. Ardından Üsküdar, daha sonra dün sipariş verdiğim gözlüğümü almaya gittim. Akşam geldiğimde Prince of Persia oynamaya devam ettim ve bitirdim.

Oyunun sonunu güzel bağlamışlar fakat içim hala Warrior Within’i arıyordu. Dövüşler basitleştirilmiş, combolar azaltılmış, bitirişler eklenmiş. Gerçi adamların üstüne zıplayıp vurduğunuzda güzel bitirişler görmek mümküm. Ancak eskisi kadar bol kombinasyon ve çeşit yok. Tıkla-Tıkla-E-E-Tıkla-Tıkla yapmayı çok özledim :)

Cuma günü bir belge almak için okula gittim. Ayrıca statik-mukavemet dersinden AA ile geçtiğimi öğrendim :) Şöyle bir hesaplayınca sanırım 2.24 ortalamam oldu. :) Kübra’nın davetiyle akşam Büyükada’ya sinemaya gittim. Alacakaranlık: Tutulma filmini izledik. 00:45 vapurunu kaçırınca 01:30’a kadar sahilde gezdik. Son vapura binip eve döndüm.

Cumartesi günü Ankara’ya otobüs biletimi aldım. Uzun araştırmalardan sonra Pamukkale ile gitmeye karar verdim. Şunun şurasında 4 saatlik bir yolculuk. Bu kadar uzun araştırmaya gerek yoktu belkide ama olsun. Zaten tren bileti yoktu. Neden insanlar Ankara’ya gider ki? Deniz yok! Ben staj için gidiyorum o ayrı :) Öğlen Erdem’le görüştüm. Bana UniRock’taki hikayelerini anlattı :) Hava serinleyince almam gereken birkaç şeyi daha almak için dışarı çıktım. Akşamda Göksu’yle oturduk.

Pazar günü evdeydim. Sıcak havalardan nefret ediyorum. Dışarı çıksan duramıyorsun. Evin içinde eriyorsun. Tam bir paradoks. Akşam 6’da otobüsüm var. Bu nedenle bu yazıyı bugünden yayınlıyorum.